Hakkımda

Fotoğrafım
Gülüyorum,ağlamamak için; aslında ağlamayıda beceremezdim. Gülmeyi de beceremiyorum ya,sadece kafamın içinde gülebiliyorum, oradada kahkahalarım gözyaşlarımdan bile daha acı...

30 Kasım 2012 Cuma

öküze ayıp olmasın!

gözyaşlarım bugün çok cömertler..
yağmur deliler gibi yağıyor. belkide benim için ağlıyor.
ya da o kadar güçlüyüm ki, doğayı bile etkiliyorum.
ve daha böyle saçmalıklar sunabilirim.ama zorlamayacağım.
kalbim ağrıyor, üstüne öküz oturdu diyeceğim ama öküze ayıp etmek istememekteyim!
üzgün olmaktansa, öfkeli olmak isterdim, maalesef çok üzgünüm. acımdan öfkelenecek halim bile yok.
canım acıyor anne! ama sen bunu bilmemelisin. saçma sapan bir insanın benim kalbimi kırması, seni de kırmamalı!
ben halledeceğim bunu. sen üzülme benim için.
acımı geçiştirmek için içiyorum, iyi yapıyorum dostlar. sizlerde böyle yapıyorsunuz. yapmıyorsanız, yapmalısınız.
anne ben bu gece ölmek istiyorum ama o saçma sapan insandan değil, sıkılmaktan.. sil baştan sil baştan..
ama seni de öldürmek istemiyorum!
neyse...
şuan hiç bir şeyin önemi yoktu. kalbim kırılmıştı. hep kırılırdı zaten..
ama hayat kısa, kuşlar uçuyor, yaşamak gerek, ne olursa olsun yaşamak! kıranlara inat yaşamak gerek, kırmayanları bulana dek!
senin bir numaralı kuralın bu! kalk, durma!

1 Ekim 2012 Pazartesi

falan filan işte


karanlık yolda ilerliyordu.
elbette karanlık olacaktı, saat gece yarısını geçmişti.
hep geçer zaten.  geçen saatler tercih edilir.
neyse, cebinden sigarasını çıkardı ve yaktı. doğal olarak yakacak tabi ki, yoksa sigarasını niye çıkarsın. ama çakmağın alevi, karanlık sokağı aydınlattı.
abartıyorum tabi ki, yazarken abartmayı severim. kim inanır buna bilmiyorum ama küçücük çakmağın alevi sokağı aydınlatmaz. fantastik bir hikayede olabilir ama bu hikaye fantastik olmayacak. bu bir hikaye bile olmayacak. onu bunu geç bu saçmalamadan başka bir şey değil.
saçmalayasım geldi sadece.
karanlıkta sigarasını içe içe ilerliyordu.. bir yandan da rüzgar esiyordu çılgınlar gibi. saçlarını uçurmuyordu, çünkü kızın saçları kısaydı. kahkülleri dağılıyordu biraz, düzeltmekten sıkılmıştı, o sırada karar verdi daha da kısa kestirecekti saçlarını.
önümüz kış, kafa üşüyecek ama en azından dağılan saçlarla uğraşmayacaktı. şekil verme derdine olmayacaktı, oh yaa neden bunu daha öne düşünememişti.
sonra birden aklına geldi, ne işi vardı; rüzgarlı bir sonbahar gecesinde, sigarasını içerek neden dolaşıyordu? hatırlayamadı. durdu, etrafına bakındı. boştu sokak, sokaklar. kalbi gibi boş ve karanlıktı.
kalbim diye düşündü, yürümeye devam etti. en son ne zaman aşk kapısındaydı, bunu düşünerekten yürüdü. tekrar durdu. buldu.
aşk kapısını hiç çalmamıştı. zorla girilmeye çalışılmıştı belki.. ama yok hep bir aldanma halleri içerisindeydi. kızdı kendi, geri döndü ve geldiği yere gitmeye karar verdi.
tam burada bitirecekken bu saçmalığı karar değiştirdim. biraz fantastikleştirmek iyi olabilir.
sokağın başından bir ses duyuldu, sese doğru yol almaya başladı. yakınlaştıkça algıladı. bir baykuş sesiydi. pek severdi. boynundaki baykuş kolyesine dokundu ama kolye ucu yoktu. uçup gitmişti sanki. o an anladı ki harbiden uçup gitmişti. baykuşa yaklaştı ve kolyesinde ki gibi beyaz, sedef bir baykuş olduğunu gördü. öylece kalakaldı.
bu saçmalıkta burada bitti.

12 Ağustos 2012 Pazar

neydi mutluluk? neden bu kadar değerliydi? ve neden ona sahip olmak bu kadar pahalıydı?
ve biz insanoğlu neden bir türlü mutlu olmayı beceremiyorduk? acaba ne istiyorduk?
belki de ne istediğimizi bilsek, mutlu olabiliriz, mi acaba?
umudum yok bu konuda ama yine de umutsuz yaşanmamasından yanayım.
galiba doyumsuzluğumuz bizi mutsuzluğa iten. hep daha fazlasını ve olmayanı istemek.
insan olmak kısaca yeterliydi galiba mutsuzluğa...
her ne kadar sık sık şükretsem de ben de o mutsuzlardanım maalesef. bir de kötü bir huyum var ki; mutsuz olmak hoşuma gidiyor... ama mutluluk diye çırpınıyorum.
mutlu olmak için o kadar çok sebebim, sebeplerimiz varken, mutsuzluğu seçmek ve ona yarış atı gibi koşturmak neyin nesi ki?
bu sorular bana; acaba dünya oluşmadan önce ne vardıyı hatırlatıyor.. yani bilinmezlik ve cevapsızlık...
belki bir gün bizde mutlu oluruz?

1 Ağustos 2012 Çarşamba

aşk meşk v.s.

aklımdan çıkamamasının sebebini çözmüş değildim. rüyalarımda boy göstermiyordu ama gerçekte hep vardı. hoş her zamanki soruya dönüyorum burada; "rüya mı gerçek, gerçek mi rüya"!
eğer öyleyse; yani rüya gerçekse güzeldi, çünkü o orada yoktu.bu yüzden zamanımın çoğunu uyuyarak geçiriyordum. onu ne kadar az düşünsem o kadar iyiydi benim için.
oysa az biraz ter kokardı ama bana çekici gelmişti o kokusu..ağzının tadı da fena sayılmazdı. o yüzden sık sık öpesim geliyordu ama tabi ki sık sık öpmüyordum. hislerimi belli etmek çok hoşuma gitmez. katı görünmek, olmak her zaman daha iyiydi benim için. zira bitişleri kolaylaştırıyordu. ve her şey bittiğine göre her zaman, kolay olması gerekiyordu.
daha sevmiyordum, öyle aşk meşte yoktu ama zamanla olacaktı. bunu bildiğimden uzaklaşmam gerekiyordu ki öyle oldu.
beni üzebilecek insanlardan uzaklaşmak gibi bir huyum vardı. eskiden onlara koşarken, şimdi ters yönde koşmayı tercih ediyordum. her iki şekilde de üzülüyorsun bu doğru ama kalırsan daha çok üzülüyorsun. daha az üzülmekten yanayım. üzülme kotamı aşalı çok olmuştu.
bildiğim bir gerçek vardı, kısa bir zaman sonra aklımdan çıkmaya başlayacaktı. bir yanım olmasını isterken, diğer yanım hayır diye çırpınıyordu. hayatın tadını çıkar, bir kaç günde olsa iyi geçir derken bir yanım, diğer yanım ya sonra? diye yankılanıyordu.
evet evet doğru yoldaydım, nasılsa başka bir zehir söndürecekti diğerinin ateşini.. (sheakespeare) zaman içindeki yoğunluklar bitiyordu her şeyi...  bitirecekti de, şuan ki sorun yoğun olmamaktan kaynaklanıyordu. yoğunluğa terfi ettiğimde; aşkmış, meşkmiş, sevgiliymiş, hoşlaşmaymış hiç biri kalmayacaktı...
zaten aşk bir çeşit şuur bozukluğu değil miydi?

29 Temmuz 2012 Pazar

.

yoksa ben delirdim de öldüm mü? kesin tanı koyamıyorum durumuma. ama sanki ölmüş gibiyim. öncesinde delirerek tabi ki.
delirmeden ölmüş olamam zaten. yok yok bunu kendime yakıştıramam. benim ölümüm delirerek olmalı. dahası bana yakışmaz.
öyle sıradan bir ölüm hiç modaya uygun değil. bende az çok modayı takip ederim ama yinede kendi tarzım vardır.
her insanın bir tarzı olmalı zaten. aslında her insandan bana ne?! ne halleri varsa görsünler. pek sevmem insanları.. sevilecek yanları yok bana kalırsa. beni de çok seven yoktur ama umurumda bile değil. herkes kendi bokunda boğulsun. off nereden nereye geldik. ben ölümümden bahsediyordum oysa ki. e madem öldüm, kendime bir cenaze töreni hazırlamalıyım. en çılgınından. şanıma yakışır bir tören olmalı. bütün sokak hayvanları davetlidir. isteyen ev köpekleri de gelebilir. kedilere teklifte bulunmuyorum zati onlar kesin gelecekler.
neyse ben gidim de tören hazırlıklarına başlayayım. şampanyalar patlasın falan. en iyisinden kedi mamaları olsun. insancıklara da bok verilsin. iyi olan bir kaçı için vip koltuğunda kanepeler olsun tabi ki. bazı sevdiklerim var.

mmmmmmmm

mal.martı.mutluluk.muşamba.mektup.melek.market.mine.muzip.meme.metafizik.maalesef.modern.mevsim.midye.minik.metal.mit.mücadele.mümkün.mert.müzik.medet.milat.maden.malzeme.makas.mantı.misket.müthiş.merdiven.musluk.mum.musluk.muşamba.meltem.mağrur.mezar.mısır.melodi.mücevher.mumya.meşe.metanet.menekşe.muz.mim.mırıldama.mahmur.mermer.mor.mutfak.mercan.mesire.manto.manyak.muhabbet.miğfer.mahluk.mesane.miskin.mavi.