Hakkımda

Fotoğrafım
Gülüyorum,ağlamamak için; aslında ağlamayıda beceremezdim. Gülmeyi de beceremiyorum ya,sadece kafamın içinde gülebiliyorum, oradada kahkahalarım gözyaşlarımdan bile daha acı...

1 Nisan 2012 Pazar

hallerim

ben şimdi kapıdan çıkıyorum. tabi öncesinde kilitli olan kapıyı anahtarla açıyorum. zaten başka neyle açılır ki? otellerdeki gibi kart sistemi yok. yaptırmak isterdim ama yaptırmak için, önce evin bana ait olması gerek ki değsin kartlı kilit sistemine. gel gör ki ev sahibi olmakta istemiyorum. öyle bir yere bağlı kalma isteğim yok çünkü.. diyebilirsin ki; ee bağlanma, evin olsun kiraya verirsin. yok öyle şeylerde düşünmüyorum. olursa bağlanırım, yapışıp kalırım çünkü. bağlanmak istemiyorum. aslında istediğim zamanlar oluyor ama olmamasınıda istiyorum. akıp gitmek istiyorum. arada bağlanıyorum bir şeylere ama genelinde bağlanmamaktan yanayım. bağlanınca zayıflıyor ruh. ki bence ruh her daim katı olmalı, güçlü durmalı. belli durumlar dışında. hep katı hep katıda bir yere kadar. ama katı olmak iyidir, candır. arada bir sıvı, buhar hallerimde olmuyor değil yani. olsun tabi insanın nihayetinde. ama diyorum ve diyeceğim katı iyidir.
neyse ben çıktım şimdi evden, otomatiğe bastım ve apartmandan kapı dışı oldum. yürüyorum, genelde yürümek gerek bir yerlere gitmek için. tamam aracada binersinde ama o araca kadar olan kısımdada yürümen gerekiyor. hep bir eylem, bir eylem durumları. durduğun yerde, durdun mu, sıçtın demek. sen yürü, durma. hatta bence koş. çok koşma, zorlamada. kalbin fazla atar, kalp krizi geçiriyorum falan sanabilirsin o zaman. hele bir de sigara içiyorsan, yanmışsın sen arkadaş. zaten biz insanoğlu yanmaya gelmişiz ya dünyaya.. öte tarafa.. ulan yanmak için yaşıyoruz. insan demek günah demek. günahkarız ki hepimiz.
neyse ben yürümeye devam etmekteyim. elimdede ses kayıt cihazı; düşünüyorum ve kaydediyorum. birşey amaçlı değil, unutmamak için düşündüklerimi.
kasetler birikti, çok düşünüyorum. en çokta sesli düşünmeyi seviyorum. ve kayıt altında olunca huzura varıyorum. bugün ki çıkışımın bir amacı var tabi. kimilerine göre amaçsız gibi görünebilir bi tabi. ama bu benim amacım, ben edindim onu. senin amacın değilse banane! benim amacım bana, senin amacın sana güzel.
yürümeye devam, amacıma ulaşmak için yürümem gerekiyor. ne kadar gereksiz gibi görünüyor. aslında bir gereğinin olmasıda gerekmiyor. boş gün aktiviteside diyebiliriz kısaca.
şimdi sırada bir av kestirmek var göze. parkta bir banka oturdum, zaten iki banka birden oturmam imkansız. manasız oldu. oturdum banka gelen gidene bakıyorum. ciddi ciddi izliyorum. bir kaç kişi sapıkmışım gibi baktı. baksın banane. sapığım belki.. kime göre sapık?! bana göre bu bir amaç sadece.
kırmızı kukuletalı bir kız geçiyor önümden. ilgimi çekiyor ama o değil. görünce işte bu! diyeceğim cinsten birşey arıyorum. zaten ben her zaman işte bu diyebileceğim şeyler aramaktayım.
ahanda buldim oni.. gidiyor ve ben banktan kalkıyorum.. kısa ama çok kısa değil, dağınık ve hafif yağlı saçları var.. gözleri, net göremedim ama küçükler hafif çekik. yorgun gözüküyor altlar az biraz torba. yürüyor, bende yürüyorum. beraber değil ama o önde ben arkada..
teni açıkımsı.. kelimeleri bozuyorum ama kendimce şekiller vermeyi seviyorum. özü belli, benle değişmeyecek ki.. önlü arkalı yürümelerdeyiz. zamanı durdurup karşısına geçip, çılgınca incelemek istiyorum ama maalesef öyle güçlere sahip bulunmamaktayım. yürüyor, sırtında çantası, elleri iki yanda, salına salına gidiyor. kulağında kulaklık var, arada cebinden mp3 ünü çıkartıyor, bir şeyler yapıp, tekrar montunun cebine koyuyor. ya şarkı atlıyor, ya da benim gibi ruh hastası, başa sarıp aynı şarkıyı zilyar kez dinliyor. arada takılırım ben öyle. çoğu zaman hatta.
yürüyor acaba nereye gidiyor. benim nereye gittiğim belli, onun gittiği yere ama onun nereye gittiği belli değil. onca belli, bence değil. biz gidiyoruz işte ama o daha biz olduğumuzu bilmiyor. ona göre o, o.
telefonu çaldı, baktı az biraz durdu ve açtı. sanki o aramayı bekliyormuş gibi görünmemek istedi. zaten görünmeyecekti. görüntülü arama değil. nerden biliyorum, biliyorum işte sorgulama. ben seni sorgulamıyorsam, sen de beni sorgulama. takibimi hissetmesini isterdim ama ölme eşşeğim ölme.
konuşuyor, ne konuşuyor duymak isterdim. o an şekil değiştirip bir sinek olup çantasına konmak istedim. ne dediğini, sesini dumak için. gel gör ki öyle güçlerimde yok. kapattı ve cebine koydu telini, yürümeye devam ediyor, bende.
biz, yürüyoruz. biran arkasını döndü, ben de döndüm. refleks bir de anlamasın istedim. hoş nereden anlayacak ki, beni daha önce hiç görmedi.
cebinden sigara çıkardı, yaktı ve içine çekti. ve üfledi. yürümesi hızlandı. sağ kolundaki saatine baktı. o an bende baktım. 14: 45
hızlandı, bende hızlandım. ışıklara geldi. şansa kırmızı yanıyor. yanına geçtim ve baktım suratına. bıyıkları var, sevmem ama allahtan sakalı yok. yakışmış ona. ama bıyıksız tercihim. sağına döndü, bende soluma. yüz yüze geldik. hafif çekik gözleriyle bir inceledi beni. saniyelik bir şekilde bende. yeşil yandı ve yanyana karşıya geçtik. ilk yan yana yürüyüşümüz. ve son.
karşıya geçti sağa doğru yürümeye başladı. bende sola.
bu kadar.
artık eve gidebilirim.

26 Mart 2012 Pazartesi

şimdi sen sustun ya, ben birşey anlamadım.
otobanda, patlak lastikle bir başına kalan bir kadınım şimdi. ne yapacağını bilemez, gibi gözükür ama her zaman ne yapacağını bilir. bilmiyormuş gibi görünürkende bilir.

şimdi sen gittin ya, gittin işte. o kadar. dahası yok. gitsende bir, kalsan da bir kafasındayım. giden varsa, gelende vardır. ya vardır, ya yoktur işte.

şimdi sen bön bön bakıyorsun ya, bir değişiklik görmüyorum. sen hep bön bön bakardın. farketmez aslında, ben seni öyle sevmiştim.

şimdi sen, sensin. ben, benim. ne sen,ben olabilirsin, ne ben, sen olabilirim. olmak ister miyim? yok istemem. ben, benken gayet iyi. sen, senken iyi mi, işte bunu bilmiyorum. gerçek şu ki bilmek istemiyorum. çünkü artık seni sevmiyorum.

zaten ben kimseyi sevemiyorum. ben, beni seviyorum, ben, benim bu hallerimi seviyorum. ben, benim her gün değişen, birbirine bağlı kalmayan, umursamaz duygularımı seviyorum; benden başka. buyum işte, bu kadarım.

ya şimdi,sen şimdi ne kadarsın? işte, o kadarsın!

taş.

bir sürüler, çok çok fazlalar ve daha ne kadar abatı varsa ondan işte. yan yana dizilmişler ama buz gibiler birbirlerine, taş binalar. içlerinde bir kargaşa, bir kaos almış başını gidiyor. arada mutlulukta göz kırpıyor ama çok arada..
ee yükler ağır tabi!
kimileri inşaat halinde. ekonomik durumda mevcut.
kimi apartman, kimi köşk, kimi gecekondu, kimi villa, diye uzatabilirim ama burda bırakacağım. abartmamak lazım.
o kadar kalabalığa ve yakınlığa rağmen; taş bina. sonuçta, buz ve yalnız!

3 Mart 2012 Cumartesi

köy yolu,sokak lambaları,çarpan kalp

kışları fenaydı onlar için. ne gelen vardı, ne giden; o karlı, köy yolunda..çok zor şeydi; karlı bir gecede sokak lambası olmak. rüzgarın uğultusunun arasında konuşmalar geçerdi, uzaktan uzağa, aralarında.
kimse içinde birşey ifade etmezdi de onlar için azda olsa birşeydi uğultular.
zaten yalnız sokak lambalarının dramı kimin umrundaydı ki?
o gece o uğultular arasında duyduğum yalnızlık, benim içime oturmuştu; karlı gecede, köy yolundan dönerken. o gece orda ne işim vardı, bilmek istemezsin.. bende gitmek istememiştim. sokak lambaları kadar yalnızdım o yolda, kalbimdeki çarpıntılarla yol alıyorduk.. atlamamak gerek.
neyse; sadece benim ve sokak lambalarının arasındaki küçük bir sır olarak kalacaktı herşey.
sonuçta çoğunluğa göre önemsizlerde. oysa yolları aydınlatmak gibi kutsal bir görevleri vardı...

15 Ocak 2012 Pazar

MADEM İYİSİN

Anladık iyisin,
Ama neye yarıyor iyiliğin.
Seni kimse satın alamaz,
Eve düşen yıldırım da Satın alınmaz
Anladık dediğin dedik,
Ama dediğin ne?
Doğrusun, söylersin düşündüğünü,
Ama düşündüğün ne?
Yüreklisin, Kime karşı?
Akıllısın, Yararı kime?
Gözetmezsin kendi çıkarını,
Peki gözettiğin kimin ki?
Dostluğuna diyecek yok ya,
Dostların kimler?
Şimdi bizi iyi dinle:
Düşmanımızsın sen bizim
Dikeceğiz seni bir duvarın dibine
Ama madem bir sürü iyi yönün var
Dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
İyi tüfeklerden çıkan
İyi kurşunlarla vuracağız seni
Sonra da gömeceğiz
İyi bir kürekle
İyi bir toprağa.

BERTOLT BRECHT

13 Ocak 2012 Cuma

bilmece, bildirmece.

sen beni bilmezsin,
ben seni bilmem.
kim bizi bilir.
kimse bilmez.
biz bilmezken, kim bizi bilsin ki?!
aman varsın bilmesin.
sende bilme.
ama ben seni bilmek istiyorum.
belki sonra sende beni bilmek istersin.
bil beni, bileyim seni; sen bilmesende,
ben bileyim yinede seni.

6 Aralık 2011 Salı

Hortlak.

Bir kehanet okundu kulaklarıma; hayra alamet değildi..
Gecenin yarısı, sokaktan sesler gelmekteydi.. Oysaki her gece yarısı, sessizdi o sokak.. Baktığımda, sadece karanlığın sesiydi.. Ama karanlığın sesi olabilir miydi?
Gölgeler vardı, bilinmeyen gölgeler..
Araladığım perdeyi kapattım hızlıca, korktum.. Bilmediğim bir şeyden korktum.. Ne korkunç şeydi, bilmediğin şeyden korkmak... Merakım ağır bastı korkuya.. Ben küçükkende böyleydim, yatağın altında birşey var diye korkudan geberir ama yinede yatağın altına bakardım...
Gölge bir anda durdu ve aniden geri döndü.. Sanki anladı izlendiğini.. Bana dönüşüyle beraber, kendimi yere attım...
Sessizlik hakim oldu sanki tüm evrene.. Bu sessizlik, karanlığın sesinden daha da ürkütücü geldi bir anda.. Yaklaşıyordu, hissediyordum..
Yavaştan kalktım, merak beni güçlü yapmıştı bir anda.. Gölge bıraktığım yerde duruyordu.. Ben baktım, o yürüdü.. Ben bakmaya devam ettim.. O da yürümeye... Böyle gitti bu..
İyice yaklaşmıştı ki, tam sağ köşeden kara bir kedi çıktı.. Bir anda atladı gölgenin üstüne.. Yerde bir boğuşmaca.. Sanki kedi köpek kavgası... Sürüklenerek uzaklaştılar, çöl rüzgarında uçuşan kumlar gibi... Tekrar o her gece olan sessizlik hakim oldu sokağa...
Ve ben hortlak görmüşcesine ilerledim yatağıma.. Kimbilir belkide hortlak görmüştüm, karanlık sokakta...