Hakkımda

Fotoğrafım
Gülüyorum,ağlamamak için; aslında ağlamayıda beceremezdim. Gülmeyi de beceremiyorum ya,sadece kafamın içinde gülebiliyorum, oradada kahkahalarım gözyaşlarımdan bile daha acı...

25 Ocak 2014 Cumartesi

canım sıkılıyor, her zaman sıkılıyor.
gözlerimi kapatıyorum ve sıkılmak geçiyor.
neden bu kadar uyuyorsun sorusuna cevap hazır; rüyalarım daha heyecanlı, daha güzel. gerçek çokta eğlenceli sayılmaz.
yaşamak için yemek yemen gerek, yemek yiyebilmek için paran olması gereken, paran olması için de çalışman gerek. çalışmak demek, erken kalkmak demek ve gününün çoğunu işte geçirmek demek. bu da eve dönünce sadece yatmak demek. böyle uzar gider. söyler misiniz bundan nasıl sıkılınmaz?
ama rüyalar öyle mi? para derdi hiç olmadı rüyamda.. ölmüş, gitmiş birini özlemiyorsun da, rüyanda sık sık görebiliyorsun. ya da uçabiliyorsun. gerçekte uçabileceğimi sanmıyorum.
peki ya sihirli güçler? onlarda hep rüyalarda. bir keresinde ışın kılıcımla savaşıyordum...
hem aşık olduğun adama dokunabiliyorsun da.. gerçekte dokunamasanda...
işte bu yüzden her şey rüyalarda daha güzel. hiçbir rüyamda sıkıldığımı hatırlamıyorum.
o zaman ben biraz daha uyuyim, renkli rüyalar göreyim.

20 Ocak 2014 Pazartesi

bir yerden başlamak gerek.

oturmuş sahilde sakince kahvemi yudumluyordum, sevgili kitabım eşliğinde. dediğim gibi sakince. sakindik hep beraber. sonra birden bir gürültü başladı, hep birden başlar zaten her şey. neyse, ambulans sesi tüm Moda'yı çılgınca doldurdu, ardından bizim mahallenin şişman köpeği, ürkütücü bir şekilde uuulamaya başladı. içimi bir ürperti sardı, köpecik hiç durmadan uuluyordu, bir yandan da ambulans sesi...
o an anlamıştım kötü bir şeyler olacağını, anlamamak ne mümkün değil mi? kalktım yerimden, hızlı adımlarla eve ilerledim. her ne olacaksa, ben evdeyken olmalıydı...
bir anda sessizlik hakim oldu Moda ya anladım başlamıştı. eve vardım, merdivenleri hızlı adımlarla çıktım ve odama girdim ve sürgüyü çektim. hazırlanmalıydım...
( arkası istediğimde)

9 Ocak 2014 Perşembe

sarılmak istiyordum delice! ama ellerimle boğazına.
onu öldürmek, en çok isteğimdi ama ben bir katil değilim. olamam demiyorum, sadece şimdilik değilim.
potansiyelim olması kötü belki de... ama eminim, her insanın katil olma potansiyeli vardır.
eminim ki hepimiz, canımıza, ruhumuza kastedeni öldürmek isteriz. zamanla geçer.
bazılarında geçmiyor tabi ki.
sevginin nefrete dönüşmesi, dönüştürülmesi en vahşisi. o zaman onu öldürme isteği, en normali.
bir gün çok seviyorsun, gece olup sabaha varmadan nefretle uyanıyorsun. bunu bu hale nasıl getiriyorsun? diye sormak istediğim çok insan var ama tabi ki gururum var soramıyorum. çekip gidiyorum.
hani dün beni seviyordun? ne oldu? nasıl bugün delice ona bağlanabiliyorsun?
bazen her şey ne kadar kolay oluyor.
o zaman hepinize küfretmek istiyorum. ana avrat, dümdüz!
ya da sükunetimi koruyorum ve kendi kendime, kendi beynimi yiyorum.
yok bu gece daha fazla kendimi yormayacağım, sizin salak aşklarınıza takılmayıp, uyuyacağım!
iyi geceler, tüm potansiyel katiller!

30 Aralık 2013 Pazartesi

uzun zamandır düşünüyorum, ben çok sık düşünürüm. boş düşünmem ama! çok düşünürüm, çok. ve bir karara vardım. belki geçici bir karar ama olsun. bu gecelik karar verildi. susmaya karar verdim, konuşuyorum da ne oluyor ki?
hiç, hiç bir şey...
anlamıyorlar, anlamayacaklar. susup gideceksin, hiç dönmemek üzere. hiç dönmemek üzere giderim hep ama susmam! ölümüne konuşur, söyler, koyar ve giderim. artık sadece susup gideceğim.
gitmekte bir koyuş biçimi zaten!
hem önemli olan gitmek değil mi?
öyleyse bir üzen varsa ortada, gitmek gerek hızlıca!

21 Aralık 2013 Cumartesi

mini masal

havadaki sis, astım başlangıcı olanlar için rahatsız ediciydi. astımı olanlar içinde. ve eminim başka hastalıklarda vardır. ama konu bu değil, bizi ilgilendiren kısım, kahramanımın astım başlangıcı olması ve gecenin bir yarısı, sisli gecenin bir yarısı kahve almak için dışarıya çıkması. evde kahve yok muydu sorularına gelince vardı, yapabilirdi ama istediği başka bir kahveydi. ayrıca bu kimseyi ilgilendirmezdi, çıkmıştı işte! canı öyle istemişti. ıssız sokaklarda dolaşmak, hatta bir orman yolunda olup, baykuş sesleri duyup, kurt gözleriyle karşılaşmak isterdi ama moda kalabalıktı ve her yer noel ışıklandırmalarıyla doluydu. hafta sonu olduğu içinde aşırı kalabalıktı.
kendi kendine hayal kurmak istedi ama bu durumlarda zordu. istediği şey için ormanda yaşaması gerekirdi ve maalesef hiç bir ormanda starbucks yoktu. neyse paşa paşa gitti kahvesini aldı ve evine geri döndü. bu masal da burada bitti.

19 Aralık 2013 Perşembe

vurgunlara o kadar alışılmıştı ki, koymaz olmuştu bazı insanların kelimeleri.


çekip gitmek kolay olmuştu, her zaman kolaydı.


yaralayanlara elveda...


sevgili dostum(!) demişti, bencildim.


iyikide bencildim.


o zaman koyardı, dostun azından çıkan zehirler.


ama panzehir içimde, bencilliğimde saklıydı...


kimler gitmişti, el de giderdi...


herkes gider, gitmesi gereken biter.

duygusallığa gerek yok.

sana ait olduğunu hissettiğin birinin, başkasına ait olması, senden önce tanışılıp, kapılmış olması hissi; nasıl bir şeydir bilir misin?
bilebilirsin tabi ki, bir sürü insan da bilebilir. ama orada ince bir durum söz konusu; sana ait olduğunu hissetmek, bilmek ve öyle olduğunu sanmak!
sen, sanıyor olabilirsin, hatta bence sanıyorsundur da! ama ben, biliyorum. "o" bana ait olmalıydı. mülkiyetçilik sınırları dışında.. gerçek sevgide bunu göstermez mi zaten?!
bana ait ama benim değil. benim olacağı günü bekliyorum, onun haberi olmasa da bekliyorum. çünkü biliyorum ki, yollar beni ona çıkaracak. çıkarmasa da kendi bilecek.
olması gereken, oldurulacak.
içten içe, belki o da biliyordur bana ait olduğunu ama yıkım yapmak kime ne yarar sağlar? ya da düşünülüp doğru kararlar vermek gerek, doğru zamanlar da! aceleye gerek yok zaman hızlıca geçerken niye aceleye gerek yok diyorsak konusuna da değineceğim; eskilerin de dediği gibi, acele işe şeytan karışır. tabi ki saçmalıyorum.
ben sadece ona bıraktım, o ne istiyorsa öyle olsun! bir gün verdiği karardan duyduğu pişmanlığı bana yüklemesin. o karar versin, onun istediği olsun.
ben biliyorum ki, beraber mutlu olacağız. o da bunu bilsin istiyorum, o kadar yani çok bir isteğim yok.