Hakkımda

Fotoğrafım
Gülüyorum,ağlamamak için; aslında ağlamayıda beceremezdim. Gülmeyi de beceremiyorum ya,sadece kafamın içinde gülebiliyorum, oradada kahkahalarım gözyaşlarımdan bile daha acı...

20 Mayıs 2026 Çarşamba

Osman Diper anısına

 Yağmurlu bir yaz gününde, çıktım yola; Kaç senedir gitmek istediğim Bodrum tatiline, cenaze için gitmek üzere.. 

Otobüs yolculuğunu severim, düşünmek ve dinlenmek için bir süre verir insana..

Çocukluğumun eksilmelerini bildiren bu yolculukta, gidiyorum amcamı uğurlamaya. Ve bilmiyorum ki olanla, ölene çare yok bu hayatta..  keşkelere  de yer yok. Keşke diyecek çok şeyim var ama keşke demek yok. Olan oldu, olması gereken olduruldu.

Zaten giden gitmiştir, umrunda değildir. Kalan için zordur, çünkü özlem vardır, keşkeler vardır... Keskelerimle barıştım, sadece özlemek zorluyor insanı.

Otobüs yolculuğunu severim, o kalabalığın içinde aslında nasıl yalnız olduğumuzu anlatır bize.. düşünmek için zaman tanır,  yalnız kalmak içindir.

Gideni, yolcu etmeye gidiyorum. Sevgiyle göndermeye. Bazı şeyler zor bu hayatta ama insan her şeyi yenebilir..

Bir gün tekrar buluşmak umuduyla, iyi yolculuklar amca...


5 Nisan 2026 Pazar

 ‎İnsan yaşlandıkça aptallaşıyor mu yoksa umursamazlık gelişip insana yerleşiyor mu? Kendimden biliyorum eskiden baya akıllıydım. Yani insanların gerçek yüzünü görüp, kendimi kollardım, kimse kazık atmadan ortadan sıyrılırdım.

‎Ya da kimsenin ne yaptığı umrumda değil. Yani ufak hesaplar peşinde koşmuyor, ahlaklı bir insan olduğum ve herkesi de kendim gibi gördüğüm için beklemiyorum .

‎Ah dürüst olmak , adaletli olmak bu dönemin işi değilmiş bunu anlıyorum. Yoksa bu kadar çok olmaz. Bu kadar kötülük çok fazla ve dostlar! Ve ben tahammül edemiyorum.

Sanırım çok aptal olmalıyım.

26 Mart 2026 Perşembe

Hayaller, hayatlar

 80' lerde doğup, 90' lar ergeni  olarak büyüyen ben, bugünler için daha farklı şeyler hayal ediyordum. Yani en basit olarak trafik derdimiz olmamalıydı. Ben uçan ayakkabı istiyordum ama uçan kaykay da olurdu.  Ama gel gör ki en ufak bir ilerleme yok. Ölmeden uçan ayakkabı giymek hala en büyük hayalim...

O zamanlar çok masum ve güzeldi her şey . Tamam o zaman da vardı kötülükler, her zamanda olacak ama bu kadar aleni olup, bu kadar cezasız olması gerileme ötesi bir şey. En azından biz sokaklarda oynayabiliyorduk. Hava kararmadan eve dönmek şartıyla. Evet dönmemişliğim de çoktu, en fazla terlik yiyorduk. Bir de bol anne çenesi çekiyorduk ki bir çoğumuz bunun yerine terlik yemeği tercih eder.

Biz insanlık olarak ileriye gidiyoruz belki duygular olarak çok gerideyiz.  Gelişen teknoloji, makineleşme sanırım bizlerin en çok kalplerinde  makineleşme yarattı. Vicdanlar çöp oldu. 

Sokaklar güzeldi, bir sürü Park bahçe vardı. Hayvanlar özgürce dolanıyordu. Şimdilerde ağaçlarımıza, nefesimize kıyıyorlar, parklarımız otopark oluyor , hayvanlarımız sokaklardan toplanıyor, şiddet ve ölüm dolu yaşıyoruz. Ve bunlara sesimizi sadece sosyal medya da cikarabiliyoruz. Çünkü konuşmak tehlikeli , yazmak da tehlikeli. Düşüncelerimiz hep tehlikeli ama yapılan tüm kötülükler çok legal. Nasıl bu hale geldik, biz büyürken neler oldu anlayamıyorum çoğu zaman. Hani güzel günler gelecekti, nereye gitti o günler? Güzellik ile kötülük ne zaman eş değer oldu ve ben ne ara bunları kaçırdım..

Umudum var mı bilmiyorum arada git gel yaşıyorum. Hala kalan bir kaç iyi yüreğe tutunuyorum.  Haberleri daha az izliyorum. Zaten bir çoğu şartlara göre uyduruluyor. Sanırım hepimiz çok uydurma hayatlar yaşıyoruz. Kendi adıma vicdanımı koruyorum yapacak başka neyim var bilmiyorum. Bir de bol bol dua ediyorum, herkes vicdani kadar iyi bir hayat yaşasın diye.  Ve geleceğe daha da büyük bir korku ile bakıyorum... 

Allah yardımcınız olsun vicdanlı dostlar!


11 Mart 2026 Çarşamba

 Bugün hava mis gibi. Güneş yerinde ama yakmıyor. Penceremden hafif rüzgar esiyor, kuş sesleri geliyor. Malum ayın kedi miyavlamalari da geliyor. İnsan sesi yok. Yatağımda yanımda uzanan kedilerim ve köpeğim.. sanırım şuan benden iyisi yok.  Bahar insanı her anlamda güzelleştiriyor. Keşke hep bahar olsa.. Hayatlarımız da bahar gibi geçse..

Bugün güzel, izinliyim. 

25 Şubat 2026 Çarşamba

Zombi teorisi

 Gündüzün karanlığından, gecenin karanlığına çalışıyoruz. Bir çoğumuz sevmediğimiz işlerde çalışıyoruz ve buna hayat diyoruz. Uzun saatler, manipülasyon dolu saatler, yalan vaatler, kötü niyetli arkadaşlar , egolu patronlar ve daha bir çok kötü şey için, ömrümüzün çoğunu veriyoruz. Ve çoğumuz geçinemiyoruz. Sözde yaşıyoruz. Aslında buna modern kölelik diyebiliriz. Hatta demeliyiz. Çünkü kimse mutlu değil ve hep bir zorunluluk içinde.  Ailemizi göremiyoruz , görecek zaman bulsak halimiz olmuyor. Hayat bizi hiç yaşatmıyor. Zengin olma hayalimiz yok, çünkü kimse çalışarak para kazanamıyor. Günü geçirmek için yaşıyoruz işte kısaca. Geleceğimizi çaldılar, hayallerimizi çaldılar. Umudumuzu da çaldılar. Ruhumuzu çaldılar. Hepimiz birer yaşayan ölüleriz... Belki de zombi teorisi budur, kim değil diyebilir ki! 

6 Şubat 2026 Cuma

6 şubat 2026

3 sene önce bugün, küçük kıyametten saatler önce dönmüştüm yolculuğumdan. Sancılı bir süreçteydim. Yemek yiyemiyor, uyku uyuyamıyor, nefes almakta zorlanıyordum. Ama o sabah İstanbul' a döndüğümde çok iyiydim. Saatler sonra bitecek bir süreç olsa da iyiydim.

İyi olmak için yola çıkmıştım. İşsiz kalmış, üstünden bir hafta sonra çocuklarımdan (kedi) birini kaybetmiş, beş gün sonra da sevgilimden ayrılmıştım. Günlerce ağlamanın üstüne, karşı komşumla Adana' ya bilet almış, otobüsle yola koyulmuştuk. Uzun saatler süren gece yolculuğunda bol bol dua etmiştim. Duanın insanı rahatlatan bir yanı var, hangi dilde olursa olsun, gerçekleşsin ya da gerçekleşmesin dua etmek insana iyi terapi oluyor. Biliyorum bu süreç geçecekti, bir süre sabretmem gerekiyordu. Kaybettiklerimiz adına, belli bir yas süresinin olması gerektiğine inanırım. Zaten istesem de , istemesem de üzülecektim. Sadece süreci uzatmak insanın kendisine yapacağı en büyük günahlardan biridir benim için.

Uykusuzluk ve yol yorgunu olmamıza rağmen , hemen Yılanlı Kaleye çıktık. Şansımıza hava çok güzeldi, güneş tepedeydi, biz de tepedeydik. Tırmanmak baya zordu. Ama kalenin tepesinde, o manzaraya bakarken, iyi ki dedirtmişti..

Sonrası için Tarsus' a ilerledik. Şahmaran Hamamı'na gittik, Danyal Peygamberi ziyaret ettik. Orada ne kadar çok ağladım, o kadar çok dua ettim ki,  kelimelerle anlatmam mümkün değil. O gece herkes gitti, ben bir gün daha kalmaya karar verdim. Hayatımda ilk defa hiç tanımadığım bir yerde, bilmediğim otelde tek başıma kaldım. Gece yatarken kapıma sandalye dayamıştım. İnsana güvenimiz günden güne tükenirken, yine de yalnız bir şeyler yapmaktan hoşlanıyordum.. Ertesi sabah yani 4 şubat 2023 günü, tek başıma bütün Tarsus' u gezdim. Eski kiliseler, kuyular, mağaralar, tarihi neresi varsa gezdim. O gün işsizlik maaşımda yatmıştı ve oradan Adana' ya geri dönüp, bir gün daha mı kalsam yoksa başka bir şehir tercih etsem arasında git gel yaşıyordum. O sırada bir arkadaşım aradı ve bana dön, yardımın lazım dedi. Dolu dolu iki gün geçirmiş, bir sürü tarihi yer görmüştüm, aslında dönebilirdim. Ama hazır param da varken, yeni yerler görebilirdim de. Bir süre sonra otogara gidip, bilet almaya karar vermiştim ve zar zor bir yerden bulmuştum. Evet içimde eksik kalan şeyler vardı, belki başka yerleri gezseydim daha güzel olabilirdi ama içimden bir his dön dedi. Otogarda beklemem gerekiyordu, ben de oturup yazı yazdım, kitap okudum ve otobüs saatine kadar oyalandım. Yolda olmak, yolculuk yapmak, bana hep çok iyi gelmiştir. Eskiden beri her kötü zamanlarda, kaçarak kendimi toparladığım çok olmuştur. Artık şartlar ve evdeki hayvan sayısı fazla olduğundan çok şansım olmasa da hayali bile güzel geliyor. 

Daha iyiydim ve eve doğru yolculuktaydım. Uzun yolculuğun sonunda, 5 Şubat 2023 saat sabah 7 de evde olmuştum. Sonunda kendimi iyi hissediyordum, en azından evde nefes alabilmeye başlamıştım.

Ama her şey yine tepe taklak olmuştu. Ertesi sabaha karşı her şey değişti, 6 şubat 2023 depremi, herkesi mahvetti. Haberlerden başımızı kaldıramıyor, o görüntüleri gördükçe hüngür hüngür ağlıyorduk. Her şey çok kötüydü, bir sürü insan, bir sürü ihmalden ölmüştü. Günlerce kurtulanları bekliyorduk, insanlar yardımlara koşuyordu. Tam bir felaketti her yer, kaç il, kaç ilçe, kaç mahalle, kaç sokak, kaç insan, kaç hayvan... Sayısını asla bilemeyeceğimiz bir sürü kayıp.

Travma üstüne, travmalar geçirme sonucu artan panik ataklarım ve üzüntülerim vardı. Bunca acı nasıl geçecekti bilmiyordum. Ama yaşanılanları düşününce halime şükretmiştim. O gün dönmeseydim küçük çaplı da olsa ben de yaşayacaktım. Kimseyi tanımadığım şehirde, bilmediğim bir yerde, yalnız başıma bu şiddetli depreme yakalanacaktım. Kim bilir nasıl dönecektim?

Ama dönmüş olsam da kendimi güvende hissetmiyordum. Bu ülkede güven en büyük sorunumuzdur. Ve sanırım bu asla düzelmeyecek. Asla hiç bir zaman güvende olmayacağız. Bu dünyada sadece güçlüler kazanacak.


1 Şubat 2026 Pazar

Dünyanın en kıymetli şeyi sağlık. Her hasta olduğumuzda hatırlayıp, iyileşince unuttuğumuz. 

İnsanoğlu kendine bile nankör iken başkalarına nasıl sadık olabilir dedirten!  

Sözde en çok kendimizi severiz ama kendimizi hep salarız. Sigarayı bırakmaz, uykumuza dikkat etmez, beslenmemizi düzeltmeyiz. Sonra da söyleniriz.  Hatta en önemlisi içimizden korku , endişe ve stresi uzaklaştırmayız. İnsanı en çok tüketen onlar iken, hep endişeliyiz. Yaşama endişesi, geçinme endişesi ve daha bir çok şeyin endişesi. Bunlar bizi içten tüketen hastalıklar. Sağlıkla , zihin ayrılmaz ikilidir. Bunu hep unuturuz. Beden ve ruh ayrılmaz ikili.

İçinde huzur yoksa, dışın da nasıl olsun ki?

28 Ocak 2026 Çarşamba

RUTİN.

Her gece ciddi kararlar alıyorum. Bunların üstüne uzun saatler düşünüyorum.  Tabi düşünürken konudan konuya atlıyorum , oradan falanca kişinin yaptıkları geliyor aklıma. Sonra mahalledeki hız kesicilerin hiç bir işe yaramaması, ezilen kediler. Ardından hayvanlara yapılan zalimlikler, ardından çocuklara yapılan pislikler, hop sonra ülkenin durumu, işsizlik, artan zamlar, kadın cinayetleri. Erkeklerin kadınların üstünde kurmaya çalıştığı baskı, güç gösterisi, egosu, narsist kişiliği. Derken neden yalnız olduğumu hatırlıyorum. Erkek egemen toplumda feminist olmak falan.. Çok derin konular, girince çıkamıyorsun. O sırada aldığım kararları unutuyorum. Kötü şeyler düşünmeyeceğim, önce kendimi planlamam derken bir bakmışım, yine dağılmış konular, yine etrafta dönen kötülüklere girmişim. Dünyanın bu hali ne olacak, gidişat hiç iyi değil derken bir bakmışım ezan okunuyor. Neyse daha hava aydınlanmadı, saat uygulaması da sıkıntı ülkede. İnsanlar karanlıkta okula, işe gidiyor, güne başlıyorsun ama hala gece. Neyse ne diyordum evet bu gece erken uyuyacağım ama hava aydınlanmasa da sabah oldu. Gitti yine düzenli hayat başlangıcı. Sorun yok yarın başlarım. 


26 Ocak 2026 Pazartesi

O

Sevdiklerinden ayrıldığında (kaybettiğinde) bir süre yas tutar insan. İyi, kötü her insanda. çünkü onu, onları sevmişsindir. Zamanını vermişsindir. Uzun olmasa da yası hak ederler. Kendine saygındır bu en basiti.. İnsansın neticede, duyguların var. 

Ama bazı yaslar, hiç bir zaman bitmez. İçinde, gizli saklı bir yerinde kalır. Arada anımsarsın, küçük hüzünlenirsin, belki büyük. Ağlarsın.. Bazen gülümsersin. Bir cümle, bir ses anımsatır. Havada duyduğun bir koku.. Kimi zaman bir şarkı.. Sonra onu, o gizli yere saklar, hayatına devam edersin. Bazı sevilenlerin yası hiç bitmez, sadece saklanır, onu gün yüzüne çıkaracak bir an için durur yerinde.

Onu senden kimse alamaz.  O senden asla gitmez.

 Kaç yaşına geldi hala akıllanamadı. Aptal olabilirdi ama çok zekiydi. Hala insanlara güvenmemesi gerektiği söyleniyordu ama o umursamıyordu. Güvenmiyordu ama bu konuyu düşünmediği, kendi öyle olmadığı için, hayal kırıklığı ile baş başa kalıyordu. Biraz sarsılıp devam ediyordu. Sonra kendine; e biliyordun, hissetmiştin neden geri durmadın diye kızıyordu. 

Maalesef aynı döngü içinde dönüp dolaşıp aynı yere geliyordu. Akıllanır mıydı? 

Dedim ya, çok zeki ama aptaldı.

18 Kasım 2017 Cumartesi

az insan ol.

Yazmak istediğim her yazının,  insanlar garip, kötü,  kaypak falan filan diye gitmesi,  beni biraz sinir etmiyor değil.  Burdan çıkardığım tek sonuç,   insanlarla problemim olması.
Bazen düşünmüyorda değilim;  acaba sorun ben miyim? Biraz kendimi tutamaz mıyım?  Tutarım ama ne için, kim için? !
Onların kötü olmaları benim suçum olamaz?! Ve ben niye kendimi zehirliyorum ki! Hatalarını yüzlerine neden söylemiyim?  İçimde kalır ve diğer herkes gibi Susup kabul edersem,  ben kendimi yavaş yavaş zehirleyip,  öldürmez miyim?
Yoo, ben onlar gibi;  sahte, yalaka ve kaypak olmayacağım. Yüzlerine gülüp,  arkalarından konuşmak bana göre değil.  Direk yüzüne konuşmak bana göre!
Çıkarlarım uğruna,  yalaka olmayacağım! Onların bencilliklerine,  kötülüklerine destek olmayacağım.
Sen de olma,  olmasan!  Doğru söylesen,  haksızlığa susmasan olmaz mı?  Korkma!
 Tek amacın insanları kullanmak olmasın.  Ne düşünürsen,  ne hissedersin onu yaşa.  Yapma , herkes gibi olma.
Az insan ol, insanlık yap.

20 Ocak 2017 Cuma

Bu bir nokta.

Sevgiye olan açlığımız günden güne büyüyordu.  İnsan ırkı açlıktan yok olacak,  sevgi açlığı!  İçimizdeki hırs,  öfke  ve kötülük gittikçe hepimizi öldürecek..
Sevmeyi, sevilmeyi unuttuk. Güvenmeyi unuttuk.  Güvenilmez olduğumuz için,  güvenemez olduk. Biz insanlık,  bittik...
Ben bıktım.  Sevgiye ihtiyacım var; sevmeye, sevilmeye. Tüm canlılar gibi en büyük ihtiyacımız olan sevgi, artık yok. Kime inansak kazık yedik, kime sarılsak terkedildik.
Bu korkudan dolayı sevemez olduk.  İnsanlar birbirini eşya gibi görmeye başladı.  Kullan at, sıkıldın yenisini al. Hep bir doyumsuzluk,  hep bir daha fazlası.
Ve hep bir benim olsun,  ben arzusu...
Neden diye sormalar;  kendine,  etrafına, dostlara,  ona buna... alınamayan cevaplar,  hiç suçu kendinde aramamalar... hep bir suçlu,  hep bir katil mevcuttu.
İlk suclu kimdi? Adem kötü bir örnek miydi?  Yoksa şeytan mı aklını çelmişti?  Yoksa tüm kabahat  Havva 'nın mıydı?
Neydi? Bu halimize sebep olan neydi? Ben artık sevmek istiyorum,  sevilmek  ve çokça  güvenmek! Değişsin istiyorum dünya ya da yoo olsun.  Ama bir şeyler olsun,  güzel şeyler olsun... ya da yok olsun. Ya da ben gidim, bu diyarı terk edeyim...

15 Ocak 2017 Pazar

bitmeyen, cevapsız sorular ve ben.

Her gün biri ile tanışıyoruz, ayda birkaç kişi,  senede bir sürüsü ile. Kimi teğet geçiyor,  kimi delip geçiyor.  Bir çoğu bizi kandırıyor.  İnsanlar acıtmayı seviyor.  Ben anlamıyorum,  neden böyle yapıyorlar? ! Bir insanı kandırmak,  dugyularla oynamak, hangi dinde hangi inançta var? Sevgi bu kadar ucuz mu? Sevgiyi alet edip kullanmak,  insanlığın neresinde var?
Bu insanlar neden var?!
Her gün o kadar çok soruyla kalıyorumki,  kendimle başbaşa, karanlıkta,  duvara baka baka... biri çıksa cevap verse, cevapsız kalmaktan daha az deliririm vallahi...
İnsan olmaktan utanarak dalıyorum uykuya.  Bir gün uyansam ve hayvan olsam; düşünebilmeden kurtulsam, kendim gibileri bulsam...

13 Ocak 2017 Cuma

İçimi kemiriyor,  türlü türlü düşünceler.  İnsanlar düşüyor,  insanlar susuyor.  Aslında çok konuşuyorlar ama boş konuşuyorlar.
Evet, bir şeyler anlatmak istiyorlar ama esas kişilere anlatmıyorlar.  Söyleyin o zaman ne işe yarıyorlar?
Şikayet ediyor, lanetler yağdırıyorlar ama nereye gidiyor onlar? Alması gereken alıyor mu?
Sonra düşüyorlar ve kendi lanetlerinde boğuluyorlar.
Mücadele mi? Sözde ediyorlar...
Sistemden şikayet edip,  sisteme yenik düşüyorlar.  Avaz avaz bağırırken,  bir sürü susuyorlar.
Evet dostlarım,  tanıdıklar ve birileri;  siz o çobanın sevimsiz koyunlarısınız.  Kabullenmelisiniz.
Sen o  Kıvırcık koyunsun. Ağzında o otu geveliyorsun.
Hakkını araman lazım dostum,  hakkını arayıp ondan sonra konuşman lazım. Susma,  sevmezlerse  sevmesinler seni. Ama sen kendinle çelişme.  Sözünün arkasında dur.
Varsın sevmesinler beni. Ben susmam yine de! Hakkımı kimseye yedirmem!  Kendimi kimseye ezdirmem...
Çanak yalayıcı olma dostum!  Karakterli ol. Kimseyi takip etme,  bırak seni etsinler takip...
Kendin ol, insan ol.

6 Aralık 2014 Cumartesi

Ölümden kaçarcasına ama kaçmak istemezken... ama kaçamayız işte.  Yani kaçmak isteriz ama istemeyiz de.  Ne istediğimizi Bilemeyiz.. hem bilip ne yapacağız... ama işte hep bir şeyler bilme isteği ve istememek. O sırada bir bakmışsın , ölmüşsün.

31 Mart 2014 Pazartesi

aşk, alışkanlık, eksiklik, saçmalık ve daha bir çok şey.

nefessizlik, ya da nefesin kesilmesi.. bağlamıştı bir an da hayata..  ölmek üzereyken anlamak gibi hayatı..
bazen diyorum ki; ölmek üzere olsam da anlasam hayatı.. ki biliyorum o zaman da anlamayacağım.
bazen bir şeyler güzel oluyor.. hani hissediyorsun, seviyorsun falan. sevdiğin için korkuyorsun. sonra garip şeyler oluyor... çok garip...
eksikler dolmaya başlayınca bana bir haller oluyor. saçmalıyorum, gerçekten çok saçmalıyorum.
istediğimiz eksiklerin dolması değil midir oysa?
hep onları dolduracak birini aramaz mıyız? ararız, bulamayız..
ve ben bulurum.
işte o zaman başlar tüm terslikler. Tanrı kulu mutlu olsun ister ama kul korkar mutlu olmaya. alışmamış tabi ki mutluluklara... alışsa kaçar mı aşktan öte tarafa?
kaçmaz tabi.
hayatımızda ki eksiklikler bizde güvensizliğe sebep olur. eksikler dolmaya başlayınca, bu güvensizlik yükselir, yükselir ve bir anda düşüşe geçer. çakılırsın toprağa. anlayacağın iki ucu boklu değnek.
ne yapsak ki bilemedim şimdi?.
tabi bir de işin içinde eksik yaşamak var ve tekrardan alışkanlık var. alışmışız eksikliklere ne gerek var dolu olmasına değil mi? alışkanlıklarımızı değiştirmemek lazım. iyi ya da kötü dursun orada. sonra, sonradan görmeler gibi olup çıkıveriyoruz..
işte ben de böyle bir şeyler oluyor. saçmalıyorum falan. oysa çok iyiydim haa! ama bak yaramadı, huysuzlaştım, rahatsızlaştım falan. ne güzel düşünmeden yaşıyordum.
ve dedim ki, eksik kalsın.

28 Şubat 2014 Cuma

bir kayıtsızlık almış başını gidiyor.

sen arada bir saçmalardın. artık saçmalamaz oldun.
sokağın sonundan, başına gelişini hatırlıyorum, dün gibi aklımda. nereden geliyordun, sonra nereye gittin, benle mi gittin, bensiz mi gittin... bunlar yok, sadece sondan, başa gelişin var aklımda...
zaten hep böyle yarım kalmıştı her şey. ya ben yarım bırakmayı seviyordum ya da hayat bana bunu layık görüyordu. bilinmez. bilinse de fark etmez. sonuç hep aynı.
sonra bir gün aklıma şey geliyor, dur neydi...?
sesin mi? sesin gelmiyor. benden önce sesler siliniyor. kokular hiç hatırlanmıyor.
aaa bu koku, bu kokuyu biliyorum. kimindi ki?
işte böyle siliniyor tek tek.
senle ilgili bir şey hatırlamak istiyorum, minicikte olsa bir şey.. sonra bir bakıyorum, seni bile hatırlamıyorum.
o da kim? öyle biri mi vardı?
varmış, başkalarından öğreniyorum.
oysa ben, kötü şeyleri hatırlarım ama seni hiç hatırlamıyorum.

28 Ocak 2014 Salı

doyumsuzluk

zamansız anlarda, aklıma gelen bir sürü hikaye, zaman varken hiç gelmiyor. yaz sil, sil yaz takılıyorum. çok yazasım var ama bir şeyler çıkmıyor. oysaki işim gücüm varken, devamlı aklıma bir şeyler gelir ve not alırım. şimdi ise "0" ne aklıma gelen var, ne de elime... yazmak isteyipte yazamamak! sinir bozan, üzen cinsten! belki de tamamlanmamış şeyleri tamamlamam için yapılıyor bu gıcıklık, ilham perileri tarafından. onlar da haklı ama şuan yarım kalanları tamamlamak istemiyorum, yeni şeyler istiyorum. hep bu doyumsuzluk yüzünden! aynı anda bir kaç kitabı okumam gibi bir şey bu. alıyorum severek okuyorum, sonra kitabevinin önünden geçerken sesler duyuyorum; " gel kız içeri" giriyorum ve yine kitap alıyorum. ona başlıyorum, bir onu bir ötekini okuyorum. şuan 3 tane kitap yarımken, okunacak daha iki kitabım varken, gittim bir yenisini daha aldım. aferim bana!
bu aşkta da oluyor. birinden hoşlanırken, başkasından da hoşlanıyorum ve bir şeye başlayamıyorum. başlamayı düşünüyorum; " ya aradığım kişi bu değilse ve ben bunlayken karşıma çıkarsa" diye düşünürken, zaman geçiyor ve o kişi beklemiyor. doğal olarak ben yine yalnız kalıyorum. 
artık sorunu dışarıda aramaktan vazgeçmeliyim, sorun benim. ben ve iflah olmaz ruhum, doyumsuzluğum. sorunu buldum tamam, ee çareyi nasıl bulacağım? çareyi buldum diyelim, uygulayabilecek miyim? hayır, kendime hiç inanmıyorum bu konuda. 
en iyisi, kestirip atmak, ben böyleyim diye yola devam etmek. tekrarda aferim bana. zaman dolduğunda, bu pişmanlıklarımla geçerim artık diğer tarafa.
off tamam daha fazla canımı sıkmayacağım.ben en iyisi kitaplarımdan birini okuyayım. acaba hangisini okusam?!...

25 Ocak 2014 Cumartesi

canım sıkılıyor, her zaman sıkılıyor.
gözlerimi kapatıyorum ve sıkılmak geçiyor.
neden bu kadar uyuyorsun sorusuna cevap hazır; rüyalarım daha heyecanlı, daha güzel. gerçek çokta eğlenceli sayılmaz.
yaşamak için yemek yemen gerek, yemek yiyebilmek için paran olması gereken, paran olması için de çalışman gerek. çalışmak demek, erken kalkmak demek ve gününün çoğunu işte geçirmek demek. bu da eve dönünce sadece yatmak demek. böyle uzar gider. söyler misiniz bundan nasıl sıkılınmaz?
ama rüyalar öyle mi? para derdi hiç olmadı rüyamda.. ölmüş, gitmiş birini özlemiyorsun da, rüyanda sık sık görebiliyorsun. ya da uçabiliyorsun. gerçekte uçabileceğimi sanmıyorum.
peki ya sihirli güçler? onlarda hep rüyalarda. bir keresinde ışın kılıcımla savaşıyordum...
hem aşık olduğun adama dokunabiliyorsun da.. gerçekte dokunamasanda...
işte bu yüzden her şey rüyalarda daha güzel. hiçbir rüyamda sıkıldığımı hatırlamıyorum.
o zaman ben biraz daha uyuyim, renkli rüyalar göreyim.

20 Ocak 2014 Pazartesi

bir yerden başlamak gerek.

oturmuş sahilde sakince kahvemi yudumluyordum, sevgili kitabım eşliğinde. dediğim gibi sakince. sakindik hep beraber. sonra birden bir gürültü başladı, hep birden başlar zaten her şey. neyse, ambulans sesi tüm Moda'yı çılgınca doldurdu, ardından bizim mahallenin şişman köpeği, ürkütücü bir şekilde uuulamaya başladı. içimi bir ürperti sardı, köpecik hiç durmadan uuluyordu, bir yandan da ambulans sesi...
o an anlamıştım kötü bir şeyler olacağını, anlamamak ne mümkün değil mi? kalktım yerimden, hızlı adımlarla eve ilerledim. her ne olacaksa, ben evdeyken olmalıydı...
bir anda sessizlik hakim oldu Moda ya anladım başlamıştı. eve vardım, merdivenleri hızlı adımlarla çıktım ve odama girdim ve sürgüyü çektim. hazırlanmalıydım...
( arkası istediğimde)